Her tatili iple çeker ,çokça dinleneceğim umuduyla yapılan planları uygular, uygulamanın verdiği yorgunlukla dinlenmek üzere döneriz evimize..Tıpkı geçen yıllar gibi bu yıl da uzuunca bir tatilin ardından koşa koşa geldim evime..Nasıl da özlemişim-hatta buzluktaki üzüm kalıplarımı bile özlemişim- desem mübalağa etmiş sayılmam..Her eylül minicik te olsa küçük dokunuşlarla bir yenilenme geleneği yaratmıştım...Tatille ruhumu yeniler,dönüşte de yaşam alanımı tazeler o küçücük değişimlerle büyük sevinçler yaşardım kendi kendime...
Ama bu yıl tuhaf bir duygu vukuu buldu hücrelerimin derinliklerinde! Biraz düşündükten sonra buldum galiba adını!! Evet evet ben 30 yaş sendromuna girmiştim..Renkler beni boğmaya başladı..Halılar üstüme üstüme geldi nedense...Sadece beyaz görmek istiyordum..ve gözüme ilk çarpan şeyi beyaz yapmaya karar verdim ve hala içinden çıkamadığım bir dağınıklığın içindeyim...
Tabii bu süreç içinde kaybolmuşken koşa koşa geldiğim istanbul,ayılıp bayıldığım istanbul...trafik çilesi koymuşlar adını bense "intihara teşebbüs anı" diyorum, tam 4 saatte Ümraniyeye geçmemize izin verdi..En keyifli halimizle evimizden çıktığımızda saat 17.30, arkadaşlarımıza vardığımızda saat 21.40 civarındaydı...
Ve İstanbula döndüğümüzün gerçek kanıtıydı...